Türkiye'de her geçen gün artan kadına yönelik şiddet vakaları, bir kez daha yürekleri burkan bir hikaye ile gündeme geldi. Sürekli şiddete maruz kalan bir kadın, boşanma isteğinin ardından yaşadığı korkunç olay sonucunda hayatını kaybetti. Bu olay, toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinin ne denli önem taşıdığını bir kez daha gözler önüne serdi. İşte, işkence dolu bir hayatın trajik sonu ve Türkiye'de kadına yönelik şiddetin boyutları.
Olay, İzmir’de gerçekleşti. 30’lu yaşlarındaki S.A., eşi tarafından sürekli fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalıyordu. Yaşadığı bu zor günler nedeniyle, artık dayanılmaz bir noktaya ulaşarak boşanmak istediğini dile getirdi. Ancak eşi, boşanma iradesine karşı son derece agresif bir tavır sergiledi. Korkunç bir cümleyle bu talebe yanıt veren eşi, "Boşanamazsın" diyerek kadının her anlamda baskılanmasına yol açtı. S.A., boşanma istemesinin ardından kocası tarafından daha da fazla şiddete maruz kaldı. Yaşadığı bu travmatik süreç, kadının ruhsal ve beden sağlığını ciddi şekilde etkiledi.
Sürekli maruz kaldığı şiddet nedeniyle pek çok kadının yaşamakta olduğu gibi, S.A. da çevresindekilerden yardım istemeye çalıştı. Arkadaşları ve ailesi, ona destek olmaya çalıştılar ancak onun için çözüm bulmak bir hayli zordu. Kendi içinde yaşadığı çelişki ve korkular, bu çemberden kurtulma umudunu giderek azalttı. Yakınları, kadının boşanma talebinin ciddiyetini anladıklarında, yasal olarak ona destek olmayı planladılar. Ancak, bu adım atılmadan önce yaşanan olaylar, durumu trajik bir hale getirdi.
S.A.'nın yaşadığı olay, kadına yönelik şiddetin yalnızca fiziksel boyutunun olmadığını, bunun yanı sıra psikolojik etkilerinin de son derece yıkıcı olabileceğini gösteriyor. Boşanma isteği, çoğu zaman bir kadının kendi hayatını kurtarma çabasıdır. Ancak toplum, bu tür durumlara yeterince duyarlı olup destek sunmadığı için birçok kadın, yalnız başına mücadele etmek zorunda kalıyor.
Hayatını kaybeden S.A., boşanma talebi nedeniyle yaşadığı korkunç olayla, birçok kadının karşılaştığı zorlukları bir kez daha gözler önüne serdi. Bu hikaye, toplumda bu tür davranışların ne kadar kabul edilemez olduğunu bir kez daha hatırlatmakta. Kadına yönelik şiddeti önlemenin anahtarı, toplumun tüm kesimlerinin bu konuda bilinçlenmesidir. Kadınların yalnız olmadıklarını bilmeleri, onlara destek olunması ve şiddeti kınayan bir toplum oluşturulması, bu tür olayların önlenmesinde atılacak önemli adımlardandır.
Sonuç olarak, S.A.'nın trajik hikayesi, kadına yönelik şiddetin ne denli büyük bir problem olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Boşanmak isteyen kadınların yaşadığı bu tür zorbalıklar, sadece bireysel bir sorun değil; aynı zamanda toplumsal bir yaradır. Bu konuda devlet, sivil toplum kuruluşları ve bireyler olarak daha çok çaba göstermeliyiz. Kadınlara uygulanacak şiddet asla kabul edilemez, bu sineye çekilmesini gerektiren bir durum olmamalıdır. Herkesin eşit bir şekilde yaşama hakkına sahip olduğu bir dünyayı inşa etme zamanı gelmiştir. S.A.’nın hikayesini unutmadan, daha sağlıklı toplumsal bir yapı oluşturma yolunda ilerlemeliyiz.