İstanbul’un kalabalık caddelerinden birinde, aile geleneğini yaşatan bir esnaf, yarım asırdır mesleğini sürdürüyor. Babasıyla birlikte başlayan bu yolculuk, sadece bir meslek değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesi haline gelmiş. Her geçen gün artan tüketim kültürüne karşı durarak, ahşap ustalığı ve el yapımı ürünlerle fark yaratmaya çalışan bu esnafın hikayesi, insanlara önemli bir mesaj veriyor. Bu yazımızda, onun mücadeleci ruhunu, mesleğini ve hangi değerler üzerinde şekillenen bir hayat sürdüğünü daha yakından inceleyeceğiz.
Yarım asır boyunca inşa edilen bu hikaye, bir babanın oğlu olan Osman Usta ile başlıyor. Çocuk yaşta atölyenin kapısından girdiği gün, onun için sadece bir başlangıç değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi oldu. Ailesinin mesleği olan ahşap işçiliği, ona el emeğinin ve sabrın değerini öğretirken, bir yandan da estetik ve işlevsellik arasında kalitesiz malzeme ile üretilen ürünlere karşı bir tavır almayı gerektiriyordu. Yıllar içinde, sadece bir usta değil, aynı zamanda bir öğretmen ve mentor haline gelen Osman Usta, genç nesilliğe de bu değerleri aşılamaya çalışıyor.
Günümüzde, her yerde fabrikasyon ürünlerin egemen olduğu bir tüketim toplumu ile karşı karşıyayız. Osman Usta, bu durumu mücadelesinin bir parçası olarak görüyor ve insanların kalitesiz ürünlere yönelmesine karşı alternatifler sunarak, sürdürdüğü mesleğin önemini vurguluyor. "Her şeyin bir fiyatı var, ama kalite ölçülemez," diyen Osman Usta, kendi el emeği ile ürettiği her bir parçanın ardında, zaman ve emek olduğunu biliyor. Aileden gelen bu bilgeliği yeni nesillere aktarmanın yanı sıra, daha sürdürülebilir bir yaşam biçimini de teşvik ediyor.
Bu direnişin en önemli noktası, ürettiği ürünlerin sadece işlevselliği değil, aynı zamanda sanatsal değeri. El yapımı mobilyalar, doğal ve sürdürülebilir malzemelerle bir araya geliyor ve her biri kendine özgü bir kimlik taşıyor. Müşterilerine sadece bir ürün değil, aynı zamanda bir hikaye sunan Osman Usta, bu sayede toplumsal bir farkındalık oluşturmaya çalışıyor. Onun için bu iş, yalnızca geçim kaynağı değil, aynı zamanda bir yaşam misyonu.
Osman Usta’nın felsefesi, sürdürülebilirliği ön planda tutarak, çevresel etkilerin farkında olmayı gerektiriyor. Doğal malzemelerle çalışması ile, sadece estetik değil, aynı zamanda ekolojik bir yaklaşımı da benimsiyor. "Müşterim el yapımı bir ürüne sahip olduğunda, o ürünün ardında emek, sevgi ve zaman olduğunu bilmenin verdiği bir gururu yaşıyor,” diyor. Bu düşünce, sadece bir ürün satın almanın ötesinde bir bağ kurma anlayışını getiriyor. Bu bağ, müşterilerin ve ustanın ortak bir değer etrafında toplandığı, topluluğu güçlendiren bir anlayış.
Osman Usta’nın atölyesinde geçen her gün, bir döngüyü tanımlıyor. Mesleğini icra ederken geçirdiği anlar, yalnızca bir işgünü değil, aynı zamanda tecrübelerin birikimi, öğrendiklerinin paylaşımı ve yeni nesillere aktarılacak bilgilerin zenginleşmesi oluyor. Ve belki de bu yüzden, yarım asırlık bir geçmişe sahip olmasına rağmen, adeta yeni bir gelecekte yer alıyormuş gibi hissediyor. Tüketim kültürüne karşı verdiği bu mücadele, onun sadece bir esnaf olmakla kalmayıp, bir yaşam tarzına, bir felsefeye dönüştüğünü de gösteriyor.
Son olarak, Osman Usta'nın hikayesi yalnızca bireysel bir mücadele değil, aynı zamanda toplumsal bir farkındalık oluşturuyor. Tüketim kültürünün baskılarının sağlık, çevre ve ruhsal yaşam üzerindeki etkileri konusunda insanları bilinçlendirmeyi amaçlıyor. Sadece bir döngü değil, aynı zamanda bir varoluş biçimi olarak, el yapımı mesleklerin ve zanaatkarların yeniden değer kazanması için çaba harcıyor. “Yarım asırlık bir geçmişim var, ama her gün yeni bir şey öğreniyorum. Mesleğim gibi, hayat da sürekli değişiyor," diyor Osman Usta.
Onun hikayesi, modern yaşamın hızlı ve yüzeysel doğasında kaybolan birçok değerlere bir dönüş çağrısı niteliğinde. Yarım asırlık bir deneyimin getirdiği bilgelik ve disiplin ile, bu meslek, sadece geçmişin değil, geleceğin de umut vaadeden bir parçasını oluşturuyor. Ve bu hikaye, sadece bir mesleğin değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesinin direnişini simgeliyor.